• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

 

Op.Dr.Ali ÇALIKUŞU

Genel Cerrahi Uzmanı, Endoskopist

GASTROÖSEFAGEAL REFLÜ HASTALIĞI VE MİDE FITIĞI HAKKINDA BİLİNMEYENLER
MİDE FITIĞI
Sayfalarımız

İNSANLIK TARİHİ BOYUNCA UZAYLILAR DÜNYAMIZA GELDİ Mİ ?

16 Temmuz 1945 de Amerika New Mexico da ilk atom bombası patlatıldı. O gün 20.000 ton TNT ye eşdeğer bir patlama oldu. Bombanın yaratıcısı Dr. Robert Openheimer bile bombanın etkisi ile şok oldu. Dünya insan yapımı bir yaratık tarafından saldırıya uğramıştı.

Mahabarata eski bir Hindu kutsal kitabıdır. M:Ö: 500 ve 200 yılları arasında yazılmıştır. Bu metinlerde yapılan gökyüzü savaşlarından, uçan savaş arabalarından, bunlara sahip tanrılardan ve tanrıların kullandığı inanılmaz silahlardan bahseder. Bu silaha Brahma silahı denir.

Brahma silahı ile çevredeki toprağın, ağaçların ve bir çok insanın yanıp eridiği söylenmektedir. Metinlerde yazanlara göre Brahma silahı patladığında güneşten daha parlak oluyor, etraftaki her şey yanıyordu. Hayatta kalan insanların ise saçları ve tırnakları dökülüyordu. Bu ifadeler aklımıza nükleer serpintiyi getiriyor ama bu metinler binlerce yaşında, bu nasıl açıklanabilir ? Antik Astronot kuramcıları Brahma silahının nükleer bir silah olduğuna inanıyorlar.

Güney Pakistan da İndus vadisinde 1922 yılında bir subay Mohenjo Daro olarak bilinen bir antik şehri keşfetti. Şehrin adı “ ölü yığını ” anlamına geliyordu. Terk edilmiş bir şehir izlenimini veren Mohenjo Daro da Ana Akım arkeologları şehrin iklim değişiklikleri ve ticarette azalma nedeni ile terk edildiğini iddia ediyorlar. Ama şehrin kalıntılarında sokaklarda yüzüstü yatan 44 iskelet bulundu. İskeletlerin çoğu el ele tutuşmuştu.

Yani şiddetli ve öldürücü bir etki ile aniden karşı karşıya kalmışlardı. Antik şehrin her yerinde artmış radyoaktivite seviyeleri mevcuttu. Bu şehir geçmişte ani bir atomik saldırıya maruz kalmış olamaz mı ?

1979 da İngiliz araştırmacı David Davenport yüksek ısıya maruz kalan taşın önce eriyerek magma ya dönüştüğünü, daha sonra soğuduğunda camsı bir görünüm aldığını gösterdi ve buna Vitrifikasyon adını verdi.

Mohenjio Daro da da Vitrifikasyon kanıtları bulundu. Daha sonra yapılan arkeolojik araştırmalarda Pakistan ve Hidistan sınırında Harrapa ve Kot Diji de de bezer kanıtlar bulundu. Diğer yandan Afrika ve ortadoğunun çeşitli yerlerinde de atomik patlamaya işaret eden benzer kanıtlar bulundu. Bulunan kanıtların hepsi ilk atomik patlamanın yapıldığı New Mexicoda gözlenen değişiklikler ile aynı idi. Tüm bu sonuçları birleştirdiğimizde İndus vadisinde bulunan kanıtlar antik bir atomik patlamayı işaret etmektedir.

Hint metinleri aynen şöyle yazıyor : Gökyüzünde parlak metalden yapılmış üç dev şehir dönüyordu. Şehirler birbirleri ile savaşa girdi. Tanrılar bu şehirleri yok etmek için silah fırlatıyorlardı. Her yerde toprak alevler içinde kaldı. Atalarımız bunu doğa üstü ilahi bir güç olarak yorumlamışlar ama sanki bir teknolojik olayı anlatmak istiyorlardı. Kutsal kitaplarda Sodom ve Gomorra şehirlerinin ahlaki nedenlerden ötürü tanrının gönderdiği melekler tarafından yok edildiği yer alır. Melekler Lut’un karısına geriye bakma der, o melekleri dinlemez geriye bakar ve bir tuz sütunu haline dönüşür. Bu hikaye gerçek olabilir mi ? Ortaya çıkan melekler başka bir gezegenden gelen varlıklar mıdır ? Antik Astronot kuramcıları bu soruya evet diye cevap veriyorlar.

Deniz arkeoloğu Robert Ballard Eylül 2000 de Türkiye kıyılarında Karadeniz’de yüzeyin 100 metre altında çiftlik evi gibi görünen bir yapı keşfetti. Batık konut 7.500 yaşında idi. Bilim adamları buna okyanusların yükselmesi sonucu Ak denizin taşarak çok geniş alanları doldurmasının neden olduğunu söylediler. Ak denizde benzer şekilde sular altında kalan yaklaşık 200 batık şehir saptandı. Acaba kutsal kitaplarda yer alan Nuh tufanının bu batık şehirlerle bir ilgisi olabilir miydi ? Antik Astronot kuramcıları kutsal kitapların Nuh tufanında hikayenin tamamını anlatamadığı ya da anlatamadığı görüşündeler.

1950 de İsrail’de batı Şeria da keşfedilen Ölü Deniz Parşömenlerinde özellikle Lamek Parşömeninde şöyle bir anlatı mevcuttur. Lamek bir çobandır. Karısında 6 aydır uzak olmasına karşın karısı hamile kalmıştır. Karısı Bathenosh bana kimse dokunmadı diye yemin etmektedir. Bunun üzerine Lamek babası Metuşelah’a, sora da büyük baba Enoch’un yanına giderler. Enoch gökyüzü koruyucularının Bathenosh un rahmine suni tohumlama yaptığını, doğacak çocuğun yeni bir insan neslinin kurucusu olacağını söyler. Bathenosh tan doğan çocuk Nuh’tur. Antik Astronot kuramcıları soruyorlar. Bu hikayede anlatılanlar doğru mu ? Gökyüzü koruyucuları aslında uzaylılar mı ? Genetik tohumlama uzaylılar tarafından mı yapıldı ? Antik Astronot kuramcıları burada amacın biyolojik eksikliklerin düzeltilmesi amacı ile yeni bir insan nesli oluşturup, mevcut insan neslinin ortadan kaldırılması olabileceğini söylüyorlar.

Nuh tufanını söyleminde dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da şudur. Kutsal kitaplarda tanrının isteği ile Nuh’un inşa ettiği gemiye kuş ve böcekler dahil olmak üzere her hayvandan birer çift alındığını yazar. Fakat günümüzde bir çok din bilgini ve ilahiyatçının hem fikir olduğu bir konu vardır. Hem fiziksel, hem de biyolojik olarak kuş ve böcekler dahil olmak üzere her hayvandan birer çift alınması imkansızdır. Acaba Nuh’un gemisi de antik çağlarda yanlış anlaşılan bir teknoloji olup gerçekte bir genetik depolama tesisi mi idi ? Dünya genelindeki tüm türlerin tamamının DNA larının depolandığı bir DNA depolama tesisi mi idi ? Böylesi çok daha mantıklı değil mi ?

Orta çağ boyunca yapılmış bir çok tabloda UFO lara benzeyen nesneler var. Çok ilginç diğer bir tabloda İsa’nın oturduğu yer ve önündeki nesne nedir acaba ?

 

Hemen dünya diyeceksiniz ama o yıllarda dünyanın düz olduğuna inanılıyordu. Diğer yandan İsa’nın önündeki küreden çıkan antenleri nasıl açıklayabiliriz ? Kosova’da bulunan 1350 yılında yapılmış İsa’nın çarmıha gerilişini anlatan tabloda sağ ve sol üstte yer alan içinde insan benzeri canlılar bulunan nesneler nedir ?

1486 da Cirizelli “ Meryeme Müjde ” tablosunda gökyüzündeki nesneden gelen lazer ışınını neden ve nasıl resmetmiştir.

Colombus 11 Ekim 1492 de ilk Amerika seyahatinde okyanus üzerinde seyahat ederken gemilerinin önünde sudan çıkan parlak bir ışık gördü. Yardımcı kaptanını da çağırarak ışığı onun da görmesini sağladı. Aşağı yukarı hareket eden ışık defalarca görünüp kayboluyordu. Coplombus bir süre suyun altında gemisini takip eden , daha sonra sudan çıkarak gökyüzüne doğru uçarak kaybolan bir ışık tarif ediyordu. Colombus ne görmüştü ? Bu olay UFO ların ilk kez kayıt altına alınmış olması nedeni ile önemli idi. İsspanya Engizisyonu Colombusun dönüşünde ifadesini alarak bu olayın üstünü kapattı. Colombus Amerika’ya ilk ayak bastıklarında kıyıda toplanan yerlilerin kendilerine “ gökten mi geliyorsunuz ” sorusunu sorduklarını söylemişti. Bu ne anlama geliyordu ? Colombus, Macellan ve diğerlerinin şahit oldukları olaylar dünya dışı varlıkların gezegenimizi ziyaretleri olabilir miydi ?

15 Nisan 1561 de Almanya’nın Nünberg şehrinde şafak vakti insanlar gökyüzündeki korkunç bir gösteri ile uyandılar. Güneş doğarken gökyüzü puro, haç, kare ve disk şeklinde garip cisimler ile dolu idi. Bazı nesneler yere çarparak, bazı nesneler de buhar ve sis bulutları içerisinde kayboluyorlardı. Daha sonra havadaki nesneler güneşe doğru uçarak kayboldular. Sanki bu bir tür hava savaşı idi. Bu olayı resmeden ertesi güne ait gazete İsviçre’nin Zürch kenti merkez kütüphanesinde saklanmaktadır.

Benzer bir olay 1566 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde 1566 yılında görüldü.

O dönemdeki insanlar bunları göksel ve tanrısal işaretler olarak yorumladılar. O dönemde gökyüzündeki haçlar olarak yorumlanan nesneleri bugün görsek aynı yorumu yapabilir miyiz ? Belki de o günlerde yaşananlar düpedüz bir hava savaşı idi. Anlatılanlar 3000 yıl önce yazılmış Sanskrit metinlerinde anlatılan tanrıların savaşlarına benzemiyor mu ?

Eski çağlarda karşılaşılan tüm doğa üstü olaylar tanrılara ve tanrısal güçlere atfediliyordu. 1608 de teleskopun icat edilmesi ile insanlar gökyüzüne daha dikkatli bakmaya başladılar. 1714 de New England vaizi Cotton Matter teleskop ile bakarken ay üzerinde uçan bir ışık gördü ve bunu dinsel değil astronomik bir olay olarak rapor etti. Sanayi devrimi ile birlikte bilimsel olarak gelişen insanlık uzayda olup bitenleri daha da merak etmeye başladı. Ve evrenin başka yerlerinde de hayat olabileceği fikri şekillenmeye başladı. 18. yüzyılda bir çok eğitimli insan bu fikre inanıyordu. 18.yüzyılın önde gelen gök bilimcisi William Herschel de bu fikri destekliyordu. Bu fikri destekleyenler arasında Amerikanın kurucularından Thomas Paine de vardı.

1731 de İrlanda’nın Kilkenny şehrinde bir bulut içerisinden gelen kırmızı bir cisim rapor edildi. Aynı cisim eş zamanlı olarak romanya ve Doğu Almanya da da görüldü. O yıllarda bu ülkeler arasında hiçbir iletişim aracı mevcut değildi. Amerikanın bağımsızlığını kazanmasından sadece 14 yıl sonra 1776 da Amerika tarihindeki ilk UFO raporu yayınlandı. Massachusetts valisi John Winthrop’un ölümünden 140 yıl sonra yayınlanan günlüklerinde şunlar yazıyordu. 1639 yılı Mart ayında bir akşam Boston’un Çamurlu Nehrinde bir tekne içerisinde dolaşan 3 kişi gökyüzünde parlak bir nesne gördüler. Parlak nesne 4 ayaklı çok büyük bir domuza benziyor, gök yüzünde bir ileri bir geri, bir aşağı bir yukarı hareket ediyordu. Bir ok kadar hızlı hareket eden parlak nesne 3 saat gökyüğzünde bulunduktan sonra kayboldu. Bu süre sonunda kayıkta bulunan 3 kişi akıntıya rağmen hala ilk bulundukları yerde olduklarını fark ettiler. O gün onların gökyüzünde gördüğü parlak nesneyi çevredeki başka bir çok insan da görmüştü.

Amerikan’nın kurucularından Thomas Paine üzerinde yaşam olan başka dünyalarında var olduğu fikrine inanması nedeni ile gayri resmi olarak Avrupa’ya sürgün edildi. Thomas paine üzerinde yaşam olan başka dünyalarında var olduğunu vurgulayan “ Akıl Çağı ” isimli bir kitap yayınladı. Kitapta tanrının evreni yarattığı ancak kurtuluş için insanların başka gezegenlere gitmesi gerektiği yer alıyordu. Kitap binlerce adet satıldı ve büyük sansasyon yarattı. Ancak kilise bu fikre karşı idi ve Thomas Paine Aralık 1793 de Fransa da tutuklandı. George Washington yazıları nedeni ile Thomas Pain’e karşı idi ve onu sahiplenmediler. 1802 de başkan Thomas Jeferson onu Amerika’ya davet etti ve bir üniversitede görevlendirdi. Ancak Hristiyan kilisesi dünya dışı canlılar konusuna hala karşı idi.

Kuzeybatı New Mexico da Chaco kanyonu barındırdığı antik yapılar ile bilinir. Chaco kanyonunda 19. yüzyıla değin Kuzey Amerikanın en yüksek binaları olan 4 katlı ve yüzlerce odalı antik yapılar mevcuttur. Görünen o ki o yapılar o dönemde yaşayanlar için bir faaliyet merkezi idi. 1896 da arkeologlar Chaco kanyonunu ilk kez ortaya çıkardıklarında çok karışık bir durum ile karşılaştılar. Yapıların çoğu tıpkı dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi mimari ve yerleşim açısından astronomik özellikler taşıyordu. Yapılan araştırmalarda buradaki yapıların da Orion takım yıldızı ve Sirius yıldızının gökyüzündeki dağılımı ile paralellik gösterdiğini keşfettiler. Ülkenin bu ıssız ve çorak yöresinde bu yapılar inşa edilmişti ?

Kanada’nın Nova Scotia eyaletindeki bir adada 1795 de 3 çiftçi çocuğu bir akşam yakındaki Oak adasını görmeye gittiler. Adaya yaklaştıklarında kıyıda garip yeşil ışıklar gördüler. Adaya çıktıklarında kıyıya yakın bir yerde büyük bir çukur açıldığını gördüler. Çukuru kazarak derinleştirince Hindistan cevizi liflerinden yapılmış bir hasır içerisine sarılmış üzerinde garip yazılar bulunan bir taş levha buldular.

İşin enteresan tarafı Kanada’nın hiç bir yerinde hindistan cevizi yoktu, o halde hindistan cevizi liflerinden yapılı hasır adaya nasıl gelmişti. O tarihten bu yana adada çok sayıda kişi ya da kurum sayısız kazılar yaptılar. Bu kazılar esnasında 7 kişi öldü. Bu kazılar ve incelemeler sonunda adanın altında bacalar ve tünellerden oluşan dev bir hidrolik sistemin inşa edildiğini gördüler. Bacalardan birinden dökülen kırmızı boya adanın üç tarafında üç farklı yerde denize karışıyordu. Bu mimari yapıyı yapanlar korsanlar ya da bölgede yaşayan yerliler olamazdı. Günümüz teknolojisi ile bacalardan birine sokulan kamera ile yapılan incelemelerde derinlerde boru benzeri metal cisimler olduğu görüldü. Nesnelerin karbon yaşları futuristikti. Ayrıca radyasyon değerleri de çok yüksekti. Antik Astronot kuramcıları bu yapının dünya dışı varlıklar tarafından yapılmış bir nükleer reaktör olabileceği konusunda hemfikirler. Hatta Kutsal Ahit Sandığının burada gömülü olabileceği konusunda görüşler de mevcuttur.

Mağara duvarlarına yazı yazmak, yapılar yapmak, gökyüzünün haritalanması, v.b. Tüm bu verilerin cevaplanması gereken soru şudur. Geçmişte gezegenimize gelenler iyi niyetle, yardım etmek için mi geldiler, yoksa kötü niyetleri mi vardı ? Dünya gezegeni sakinleri olarak dünya dışı varlıkların dönüşüne hazır mıyız ?

ALKALEN REFLÜ GASTRİT (Hayalet Hastalık)
ALKALEN REFLÜ GASTRİT TEDAVİSİ (Safra Kaçağı Gastriti)
Üyelik Girişi
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam95
Toplam Ziyaret1327827